Çanakkale Yazdır E-Posta

PAHA BİÇİLEMEYİP, KIYMETİ BİLİNMEYENLER

    Çanakkale Zaferi… Biliyorum zafer bizimdi ancak… Nasıl desem tam kalbimden her Çanakkale isminin söylenmesinde bir acı sızıyor vücuduma. Ama bu diğer acılara, diğer ağrılara hiç benzemiyor. Hain bir

kurşun gelip vuruyor kalbimi, bayrağımızın rengi ve sıcaklığındaki kanlar vicdanımı ve beynimi ele geçiriyor. Öfkeleniyorum. Kendimi tutsak ediyorum tarih sayfalarının, o acı manzaraların arkasına. Aynı bir nezaretteymiş gibi…
    18 Mart 1915. Bütün askerlerimiz cephelerinde. Sabırsızlanıyorlar. Vatan uğrunda şehit olmak amacıyla, Allah Allah naralarıyla çarpan kalplerini bir nebze de olsa zabtetmeye çalıyorlar. Ve düşman, kirli çizmeleriyle toprağımıza ilk adımlarını atıyor. Seviyorlar bu toprakları ve bizden almak istiyorlar. Ama o yüce insanlar ki bu topraklar bize  nice atalarımızdan kaldı, doğup büyüdüğümüz toprakları can korkusuyla, can güvenliğimiz(!) karşılığında düşmanlara verip, şanımızı mı kirletelim düşüncesi ile kanlarının son damlasına, hayatlarının son nefeslerine kadar savaşarak, kılıç kılıca savunuyorlar.
Tam tamına üç yüz bin şehit, üç yüz bin. Ama başarıyorlar. Ülke artık bizim. Çanakkale bizim.
Şimdiki şartları düşünüyorum. Allah’a şükür, elimizde ihtiyacımızdan fazla savaş malzememiz var. Aslında şu anda da savaş var. Ama sıcak savaş değil. Soğuk savaş. Terör Doğu bölgemizi günden güne kemirmeye çalışıyor. Yine bizim anlı şanlı askerlerimiz savunuyorlar ülkemizi. Hâlâ birçok şehit veriyoruz. Nice analar görüyoruz, sıcak evimizde, harıl harıl çalışan klimanın altında, ayaklarımızı uzatarak izlediğimiz televizyonumuzda. Nice feryatlar, nice figanlar. Ama ne feryat, ne figan! Hiçbiri onları geri döndüremeyecek. Bunları da biliyoruz, ama…
    Peki ya o zamanlar. Ne yapsalardı, o askerlerimiz! O yoksulluk, onca borç içinde. Ayaklarına giyecek potinleri bile yoktu ki, düşman askeri tam takım donanmıştı. Yetmezmiş gibi yiyecek sıkıntısı da baş gösteriyor, günden güne artıyordu. Yeterli derecede silahımız ve mermimiz yoktu. Ülke sınırları olabileceği en küçük boyutuna varmıştı. Onca sıkıntıya rağmen yılmıyorlardı askerlerimiz. Vazgeçmiyorlardı ve de vazgeçemeyeceklerdi de.
    Şimdi bu konumlardaysak, onların sayesinde varız burada. Biliyorum, bunlar her 18 Mart yaklaştığında anlatılır. Çoğu insan da bıkmıştır bunlardan. Ancak bu konular bıkılacak konular değildir. Öyle ki bu askerler bizim dedelerimizdir, atalarımızdır. Günümüzde insanların canları o kadar tatlı ki, en ufak bir rahatsızlığı büyütüyorlar, ölümden buram buram korkuyorlar. Ya onlar… Kendi hayatlarını hiçe sayarak yaralı bir düşman askerini, hain kurşunlar arasında siperine teslim ediyorlardı. Esirlerine ailelerinden görmedikleri saygı ve sevgiyi gösteriyorlardı.  
    Bu sahneler insanın gözünün önüne gelince gözleri yaşarıyor. Emziği ağzından alınmış bir bebek misali hüngür hüngür ağlayası geliyor.
    Vatan için  millet için, namusu için canını ortaya koyan bu aziz kahramanları daha fazla tanımalıyız. Onları tanımazsak eğer geleceğimizi  de göremeyiz.  Atatürk: “Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” der.
    Aziz şehitlerim; ruhunuz şad olsun mekanınız cennet olsun.

 

   

     Adı Soyadı: Zeynep Şeyma ANILGAN
        Sınıfı: 7/C     Nu: 312 

             29 Şubat 2008     

 
Web Tasarım ve Uygulama: Akademi Bilişim